Yol..

image

Yapraklı yollar gibi
Gidelim bahçelere ..

 

Melih Cevdet Anday

Orada bir köy var uzakta…

sahil 3

Son zamanlarda bir kaç paylaşım okuyorum medyada , her şeyini satıp çalışma hayatından bıkıp köye gidip yerleşenler ile ilgili , eğer gerçekten istekleri buysa , kendileriyle başbaşa kalıp bu şehir çarklarının arasına sıkışıp kaldığını düşünüp , o marka çanta , bu marka ayakkabı alışverişlerinden bıkıp bundan sonra bir lokma bir hırka diye düşünüp de bunu yapanlara bravo der , tebrik eder  yürürüm.
Ama bir yandan bakıyorum , bunu yapanlar henüz 30 lu yaşlardalar , bekarlar ve kendi hayatlarından başka bir sorumluluğu olmamış gençler, biraz yalnızlar …
Geçen gün yine böyle bir yazıya denk geldim ,önce aferin dedim , hayali buymuş demek ki , sonra daha erken , biraz zaman geçsin bakalım ne kadar daha bu koşullarda mutlu yaşayabilecek diye düşündüm .
Bizler barınma , giyinme , gıda vb ihtiyaçlarımızı kendimiz üretmeyi bilmediğimiz için bilgilerimizi satıp para kazanıp bununla da ihtiyaçlarımızı karşılıyoruz .. Şehri bırakıp da gidip bir köye yerleşince bir anda bu değişecek mi ? Hayır ..
Herkes çalışıyor , üretiyor , köydekiler de öyle , evet iş hayatının çarkları bazen acımasızca dönüyor ama , bizler bunu , üstelik özel arabalarımızla / servislerle  işe giderken , masalarımızda otururken söylüyoruz , ya fabrikalarda , madenlerde , hastanelerde çalışanlar , otobüslerle her sabah ıngıl tıkış gidip dönenler  ne yapsın , sıkılma lüksü olamayanlar … Keşke  iş hayatı bu kadar yıpratıcı olmasa , ama önemli olan iş hayatının içinde de özümüzü kaybetmeden , önceliklerimizin farkında olarak , kirlenmeden kalabilmek ..

Herkese istediği yaşamı kurabilme , mutlu olma ve farkındalıkla şükredebilme  diliyorum …

Sevgiler..

Rabindranath Tagore

Çocukluğumdan beri içsel bir sevinç duyarım adı geçince … Neden bilmem..
Romanlarını okudum vaktiyle , çok eskiden ..
Gora vardı , Nobel ödülü aldığı romanı ..
Şiirleri  ..
Hindistan ın İngiltere boyunduruğuna karşı gelmesi için mücadele verdi  kendince , sert olmadan..
İngiltere Sir ünvanı vermişti kendisine , ama o sonra bu ünvanı geri verdi .
Fotoğrafına bakınca da her zaman etkilenirim , çocukluğumdan beri..
Gözleri ateş gibi…

Tagore un Yıldızlar şiirinde ‘bütün yıldızların parladığını duyarım içimde ‘ satırlarına ithafen ,

Mine Baysan’ın yıllar önce kaleme aldığı şahane bir yazıyı paylaşıyorum ;

“düşünüyorum da,
sanırım en büyük korkumuz oldugumuz gibi görünmek.
yumusacik kalbimizin fark edilmesi,
naif yönlerimizin kesfedilmesi,
cesaretsizligimizin anlasilmasi,
korkularimizin paylasilmasi
sanki zarar görecegimizin en büyük isareti.
kabuklarımızın altinda
kendimizi saklamakta ne kadar da ustayiz.
ve ne kadar güçlü korunuyoruz, kalkanlarımızin ardinda.
hissedilmeden, el değmeden, sevgimizi göstermeden.
istiridyeler, deniz minareleri, midyeler.
kirpiler ve kaplumbagalar gibi.
sahi koruyor mu bizi bu çatlamamis sert kabuk?
kimse incitemiyor mu duygularimizi, inançlarimizi, benligimizi?
yoksa zarar mi veriyor bu ürkeklik, bu kabuk bize.?
hissettiklerimizi gölgeliyor, yansitmiyor mu gerçek kimligimizi?
duygularimizi bastiriyor, el ele tutusmamizi engelliyor mu?
eger bir yildiz gibi isil isilsam ve bir yildiz kadar parlak.
ne çikar atesböcegi sansalar beni.?
belki en hoyrat yürek bile atesböceginin
o uçucu, masum, sevimli çocuksuluguna el kaldirmaya kiyamaz?
güçlü kapilarin arkasina kilitlemesem kendimi, korkakligimi,
sevgi istegimi
en insani yönlerimi kayitsizca sunabilsem
bu sert kabugun agirligindan kurtulup
bir kus gibi uçacagim özgürce.
anlasilacagim ve bir ayna gibi yansiyacagim
karsimdakine.
o da çözülecek belki.
samimi ve güvenliksiz, silahsiz biriyle göz göze gelince.
oysa bir görebilsek bunu.
kalmadi böyle insanlar demesek.
güven duygusuna bu kadar muhtaç olmasak.
kirilmaktan korkmasak.
incinsek, yaralansak.
ne olur bir darbe daha alsak.
yeniden açsak kendimizi, atabilsek o kabugu.
denesek.
risk alsak.
yanilsak.
fark etmez.
tekrar, tekrar bikmadan denesek.
ve kucaklassak yeniden.
tipki eskisi gibi.
ne oldugunu anlayamadigimiz o onbes yildan öncesi gibi.
o zaman fark edecegiz.
ne kadar özledigimizi birbirimizi.
neler biriktirdigimizi,
kaybolan degerlerimizi ne kadar özledigimizi.
beraber geldik beraber gidiyoruz oysa.
vakit az, paylasmak, sarilmak için.
yasadigimiz cografya zor, sartlari agir.
yüregi daha fazla küstürmemek lazim.
sirtimizda agir küfeler, her gün katlanan.
ve kosullar bir türlü düzelmeyen.
sevgiye çok ihtiyacimiz var.
ufukta kara bir kış görünüyor.
ancak birbirimize sokulursak atlatırız o günleri.
kırın o sert, o agir kabuklarinizi.
kurtulun bu yükten.
korumuyor o kabuklar, aksine zarar veriyor bize.
yalnizliga mahkum ediyor bizleri.
hem hepimiz bir yıldızız .
ne çikar atesböcegi sansalar bizi. “

Herkesin Kurban Bayramını kutluyorum…

Sevgiler..

Düşünüyorum … Var mıyım ?

IMG_9105

Stanford üniversitesi fizik profesörü W. A. Tiller, bilinçli düşünceleri , bir elektronik alete yükleyip bunu daha sonraki bir tarihte kullanarak bir canlıyı etkileyebileceğini ispat etmiş.

Aletlerine belirli bir düşünce (niyet) yüklemiş ve neticeyi elde etmiş.

Sistemi kullanarak PH solüsyonunun değişmesini sağlayıp sinek larvalarının gelişimini %15 hızlandırmış.

Niyet etmek her şeydir , bir anlayabilseydik , hoş anlasak da yapabilmek için sanırım çoook çalışmak gerek.

İnsan beyninin normalde alpha dışındaki frekansları üretip   algıladığını yazıyor uzmanlar ama bir yandan da Meditasyonun ,  insan  beyninde yoğun alpha frekansları  ürettiği zaman olduğunu da..

İnsan ne zaman alpha üretir ? Kendini mutlu ve huzurlu hissettiğinde  , yani bu mutluluk ve huzuru yakaladığımızda düşüncelerimizin niyetlerimizin dualarımızın kabul olduğu zamanlardır.

Meditasyon yaparak isteğimizi  daha çabuk oluşturmak mümkün . Yani, isteğinizi, dingin bir durumda, beyinde Alpha frekansı oluştuğunda düşünmeniz hatta hayal etmeniz, daha etkili olmasını sağlıyor ..

Alpha, gözümüzü kapattığımızda hemen oluşmaya başlar ve yaklaşık 5 dakika sürer.

Aslında sadece meditasyon değil , dua ile ,  namaz ile de alpha frekansı oluşuyor diye düşünüyorum  , namazdan sonra edilen dua etkili olur derler , bunun sebebi de  açığa çıkan Alpha frekansı olabilir kanımca , ama tabii hakkıyla yapabilirsek..

Sevgiler..

Emil Michel Cioran

 

1911 de doğmuş ve 1995 de vefat etmiş Romen yazar.
Birkaç yıl önce ‘Çürümenin Kitabı’ nı okuduğumda , doğrusu nasıl bir ruh haliyle böyle bir kitap yazabildiğini merak etmiştim , ayrıca zekasından da çok fazla etkilenmiştim   .
Esasen enteresan , vurucu saptamaları da yok değildir , bazen hak verdiği de olur insanın  o satırları okurken..

Bazı alıntılar :

“içimizde doğan her fikirle içimizdeki birşeyler çürür…”

”modern olmak çaresizlik içinde şunun bunun ucundan tutmaktır’

”Her şey birbirine karışır, tum kazanımlar birer kayıp,
tüm kayıplar birer kazanımdır. “

Yaşamanın amaçsız olmasını ister , çünkü ancak amaçsız yaşanırsa hayatın anlamının anlaşılıp kavranabileceğini düşünür , her yazarın biraz hasta olması gerektiğini savunur ..
Hitler i  çok karizmatik ve başarılı bulduğunu söyleyen yazıları da olduğunu okumuştum bir zamanlar ..

Daha 23 yaşındayken yayınlanan ilk kitabının adı da   ”Ümitsizliğin Doruklarında”  dır.
Çocukluğunda yaşamış olduğu bazı olaylar ruhunun derinliklerinde kapanmayacak yaralar açmış olabildiği düşünülür.
Sistematik düşünce kalıplarını reddettiği için tamamen kendine ait hislerle yazılarını yazdığını söylemektedir ,
Kitaplarında genelde kötümser , negatif bir yaklaşım sergilediğini görürüz , hele benim gibi biraz daha yaşama
umutla bakan ve iyimser biri için , oldukça kasvetli ve karanlık  bir tablo çizmektedir  , ama aslında  yazılarında
gerçeklik payı yok değildir tabii ki..
Tüm okurların , onun felsefesini  anlaması hiç kolay değildir .

Kitaplarından bazıları :

”Burukluk”
”Çürümenin Kitabı”
”Doğmuş Olmanın Sakıncası”
”İtiraflar ve Aforozlar”   .

Gölgeler..

image(2014 Aralık , Heybeliada A.G)

Varsın gölgeler yolumuza çıksın ,  güneşi arkamıza almışız biz , vız gelir..

 

Sus Pus …

image (Kasım 2014 Suadiye A.G.)

Yapraklarını dökmüş , sus pus ,  gelecek ilkbaharı bekliyor  umutla , üzerinde zaman zaman ziyarete gelen misafirleriyle ..

Batıl…

IMG_2588 (Heybeliada)

 

21. yüzyıldayız , teknoloji almış başını gidiyor , bilgi ve iletişim de öyle.. Ama nedense insanlar batıl inançlardan kurtulamıyorlar , buna çare yok. Birey olarak batıl inanç taşımayı anlayabilirim ama bu kurumlara yansıyınca enteresan geliyor bana..


Örneğin birçok yabancı  havayoluna ait  uçakta  13 numaralı koltuk yok , otellerde 13 numaralı oda yok , 13. kat yok , 12 den 14 e geçiyor.
Bunu gerçekten enteresan buluyorum , devekuşunun kafasını gömmesi gibi birşey bu , yazıyla yazılmış olarak 13 ü görmeyince orası 13. kat olmamış mı oluyor ? 14 numaralı koltukta otururken nasıl içimiz rahat ediyor  , onun 13 olduğunu bildiğimiz halde … Kendi kendimizi kandırmakta üstümüze yok ..


Japonya da da aynı şey 4 sayısı için söz konusu  ,  otellerde 4 numaralı oda yok , 4. kat yok ,  4 sayısı ölümle eşdeğermiş onlar için , bu yüzden kaçıyorlar . Ben ayın 4 ünde doğmuşum mesela , belki Japonya da olsaydım 5 diye yazdırırlardı nüfus kağıdıma kimbilir

Masumiyet..

25 Mart 2007 020     (2007 Emirgan A.G.)

Masumiyet …

Herkesin içindeki sevgiyi görebilmek ve

önyargısız  sevebilmek…

 

A.Güler..

Türkçemiz..

Öğrenimi ne olursa olsun  , hepimizin zaman zaman  ya aceleden ya dikkatsizlikten yazılan metinlerde Türkçedeki bazı kurallara dikkat etmediğimizi görüyorum ve üzülüyorum.Kendi dilimiz dışında öğrendiğimiz yabancı dillerin yazımında gerekli dikkati göstermeye çalışırken , kendi dilimizi önemsememek bana doğru gelmiyor.

Okuduğum bir yazıda ,  dahi anlamına gelen -de -da ekleri birleşik yazılmışsa  konsantrasyonum dağılıyor , bazı yazılarda da her -de nin  ayrı kullanıldığına rastlıyoruz ki  bu da yanlış , sadece dahi anlamına gelenlerin ayrı yazılması gerekir aslında..

En sık rastladığımız yanlış kullanılan kelimelere baktığımızda (ilk yazılanlar doğrudur)
Yanlış  — yalnış
Yalnız — yanlız
Gardrop — gardolap
Kibrit — Kirbit
Hastane — hastahane
Pastane — pastahane
Arabesk — arabeks
Şarj — şarz

Bunun dışında bir de aslında kendisi çoğul olduğu halde -ler -lar ile kullanılan kelimelerimiz  var . Örnekler :

Evrak (lar)  yanlış…. tekili  varak
Boğaz (lar) ım ağrıyor … yanlış …
Data (lar) yanlış..  tekili datum
Ebeveyn (ler) yanlış..  Ana – baba demek olduğundan 2 kişiyi kapsar
Ulema (lar) yanlış… tekili  alim
Boyut (lar) yanlış
Beyanat (lar) yanlış.. tekili beyan
Eşkiya (lar) yanlış … tekili şaki
Tüccar (lar)  yanlış… tekili tacir

Bir de  her pastaneye girdiğimde dikkatle baktığım bir kelime vardır , bir çok pastanede değişik yazımlarını görmüşümdür.

Bu kelime nedir ?  İşte rastladığım örnekler :

Poğaça  Boğaça  Poğça  Boğça  Bugaça  Puğaça  Pohça

Tabii ki herkes dilbilimci değil , hepimiz zaman zaman yanlış kullanıyoruz ama dilimize sahip çıkmalı ve doğru kullanmaya çalışmalıyız ,hadi biz günlük yaşamın içinde yaşamını sürdüren sade vatandaşız ama medyada bile dil kullanımına hiç dikkat edilmiyor , gerek Televizyon , gerek yazılı basında  çıkan bazı yazılarda yanlış , dikkatsiz ve özensizce kullanılan o kadar çok kelime var ki , en azından , işi bu olan insanlarımızın bu konuda daha duyarlı  olmasını beklemek sanırım hakkımızdır.