Yolculuk…

IMG_0916 (Alaçatı A.G. )

Sıcak bir gece , çok sıcak… Ansızın kalksam ve yola çıksam  , yanıma fazla birşey almadan… Tozlu topraklı yollarda yürüyorum , derken yol beni bir nehir kenarına götürüyor  ya da ağaçların bol olduğu , şırıl şırıl akan bir dere… berrak buz gibi bir su , hani bakınca insanın kendini görebildiği  , dibinde irili ufaklı çakıl taşları.. Suya giriyorum , dibe inip  oradan yuvarlak beyaz çakıl taşları alıp elime yukarı çıkıyorum  , gözlerimi kapayıp kendimi suya bırakıp akıntıyla  yol alıyorum , akıntı beni bir denize ulaştırıyor , uzun sahili olan bir denize… Sahile uzanıyorum vücudumun yarısı suyun içinde yarısı dışında öylece yatıyorum , hafifçe kıyıya vuran dalgaların sesiyle … yarı uyur yarı uyanık…Güneş gökyüzünde ılık bir şekilde kendini gösterirken kalkıp kıyı boyunca yürüyorum ayaklarım hafifçe suda … Dalgalar çekildikçe ayak izlerim sahilde belli belirsiz.. Pervasızca esen rüzgar saçlarımda kendini hissettirmeye başlarken soluduğum havayı derin içime çekiyorum… Islak saçlarımdan akan su damlaları  omuzlarımdan aşağı yuvarlanıp denize kavuşuyor hasretle.. Sahilin ortasındaki küçük tahta kulübenin kapısı esen rüzgarla gıcırdıyor , belli ki uzun zamandır kullanılmamış … Verandaya çıkan basamakları  çıplak ayaklarımla usulca çıkıp gıcırdayan kapıya doğru ilerliyorum , başımı çevirip verandaya baktığımda bir masa , üzerinde eski bir örtü ve saksıda bir çiçek dikkatimi çekiyor  , bir de sayfaları uçuşan  solmuş  bir kitap … İçeri girmekten vazgeçip merdivene oturuyorum , karşımda alabildiğince deniz , dalgalar büyümüş sahili dövüp duruyor , bir yandan arkamdaki kapının gıcırtısı … Bir an gözlerimi kapatıyorum , neredeyim ben ? Gözlerimi tekrar açtığımda , verandadaki masanın üzerinde duran kitapta bir roman kahramanı olduğumu anlıyorum , başımı uzatıp ileriki sayfalara geçmeye çalışıyorum ne olacağını anlamak için , ama yapamıyorum… Kitabın okunmasını beklemeye başlıyorum ..

2007  Temmuz  A.G.

Varolmanın dayanılmaz güzelliği…

 

 

 

 

sahil 1 (Caddebostan sahili A.G.)

 

Sabah deniz kenarına attım kendimi , yürüdüm.
Denizin , yeni doğan günün nemine karışan kokusunu çektim içime , tuzunu hissettim dudaklarımda..
Günaydın diyen martılara  kocaman bir ‘günaydın’ ile cevap verdim , Kargalarsa oralı olmadı , onlara da ‘günaydın’ diye ben laf attım …
Adadan kalkmış yol alan vapurun ışıkları göz kırptı uzaktan , ‘güle güle’ diye seslendim ona…
Gökyüzünde geceden kalma hilal hala kendini göstermekte ısrarlı , yerini almak için sabırsızlanan güneşe usulca hoşçakal diyordu…
Dalgaların , sahile vuran sesini dinledim monoton..
Denizin üzerinde yol alan tankerin çıkardığı ses yankılandı sahilde..
O sırada hemen yanımdan geçen bir karga kanadıyla öptü beni yanağımdan , İşte dedim , işte hayat bu… Denizin kokusu , martıların sesi , birbirine karışan sesler ….  Bunları görebildiğim / duyabildiğim için şükrettim…Yenilendim , taptaze oldum , dalgalar yıkadı beni baştan aşağı …
Alaca karanlık yerini yavaş yavaş aydınlığa bıraktı sonra , hafif kızararak … Aydınlandı her yer , tıpkı içim gibi..
Arabaların asfaltta çıkardığı sesler  arttı , hayat akmaya başladı  yavaşça , ben de karıştım aralarına.

(2008 Mayıs A.G.)