Sonsuz…

sahil 3

Yaşam akıp gidiyor , tutamıyoruz , aslında yaşam hakkında bir yargıya varmamız doğru değil , yaşam sonsuz , tıpkı bizim sonsuz olduğumuz gibi. Kendimizi yinelemekten başka bir şey yapmıyoruz , öğretilmiş kurallar ve bilgi (!) ışığında hareket ediyoruz , ”biz kimiz ” , ”hayatımızın anlamı ne” diye düşünmeden yaşayıp ölen bir çok insan var , hoş düşünüp de cevabı bulan var mı kimbilir .. Belki de Einstein ın dediği gibi ”Deliliğin tanımlarından biri  , tekrar tekrar aynı şeyleri yapmak ama farklı bir sonuç beklemektir” ..

Önümüzde bambaşka seçenekler , gerçeklikler , açılımlar varken biz hep aynı şeyleri yapıyoruz , aynı gerçekliği oluşturuyoruz durmadan.. Daha çok çalışıyoruz , daha çok kazanıyoruz , sanıyoruz ki bir yerlerde varolan bir boşluk böylece dolacak , ama hayır dolmuyor , boşluğu doldurmanın çaresi daha çok para kazanmak değil  veya daha pahalı yaşamak , daha iyi giyinmek , daha iyi yemek vb.. Varolmak için mücadele edip duruyoruz  , cesaretle (!) , herşeyi öğrenip bildiğimizi sanıyoruz , oysa bilimin güzelliği bugün doğru bilinenlerin , yarın yanlış olabileceğinin kanıtlanması varsayımına dayanıyor .. Herşey yanlış olabilir , matematik de de böyle değil mi ?  İşlemler içinde bulunulan uzaya göre değişebilir , sonuç değişir.

Aklıma çok eskilerden bir hikaye geldi ; ,

Üniversitelerden birinde bir profesör , Zen hakkında bilgi almak ve öğrenmek üzere bir Zen ustasını ziyarete gider , ama ustaya gittiğinde sürekli kendinden söz eder , kendi fikirlerini anlatır devamlı  , kolay değil o da bilgili bir profesördür sonuçta..Usta sessizce dinler profesörü sonra ona bir çay ikram eder , fincanı çayla doldurmaya başlar , fincan dolar , taşar , tabak dolar taşar ve çay yere dökülmeye başlar , usta devam eder , o zaman profesör dayanamaz ve ustaya ”fincan doldu görmüyor musun , daha fazla alamaz ” diye bağırır.
Usta ”doğru ”der ve devam eder ”siz de bu fincan gibi kendi fikir ve görüşlerinizle dolusunuz , kabınızı boşaltmadan size nasıl Zen öğretebilirim ? ”  diye yanıtlar
Evet , hepimiz kendi kabımızı kendi bilgilerimizle öylesine doldurmuşuz ki , yerimiz yok. Oysa kabımızı zaman zaman da olsa biraz boşaltmak ve daha büyük bilgilere yer açmak , açık olmak , kabul etmek gerekir  , aksi taktirde bilgiyle / bilmeyle dolu bir dünyada yaşamanın heyecan duyulacak bir yanı kalmıyor , oysa her sabah kendimizi şartlamadan , her türlü şartlanmışlık ve bilgiden uzak yepyeni deneyimlere açık tutarak güne başlamamız ne hoş ve heyecanlı..
Ben sabahları kendi kendime şöyle diyorum ” ne güzel bir gün , bugün kimbilir ne güzel şeyler olacak ve ne yeni deneyimlerde bulunacağım ” , burada geçen güzel kelimesi yanıltabilir , başımıza gelen ne olursa olsun deneyimleyecek bir durumdur ve güzeldir diye algılıyorum.
Birbirimizden öğrenecek çok şeyimiz var ama birbirimizi dinlemiyoruz bile , üstelik sevgimizi de göster(e)miyoruz , ne garip..Yaşama anlam katmaya çalışan bizleriz , tecrübelerimizle , varoluşumuzla , hayatın anlamını arayıp duruyor bunca insan , aklımız bizi buna itiyor , herşeyin bir anlamı olmalı dan yola çıkılıyor..
Ama galiba esas anlam ; hayatta olmak  ve yaşamak ve bu deneyim hayatın anlamının ta kendisi..
Aslında herşey tek , biz de tekliği arıyoruz , birbirimizi tek bir ruhmuşcasına kabul etmek , herşeyini paylaşabilmek  , kolay değil ..Ruhsal kimliğin paylaşılabileceği  doğru insanı bulmak , işte insanı eternal yalnızlığından kurtaracak olan da bu …  Ölümsüz olabilmenin sırrı  bu.