Düşünüyorum … Var mıyım ?

IMG_9105

Stanford üniversitesi fizik profesörü W. A. Tiller, bilinçli düşünceleri , bir elektronik alete yükleyip bunu daha sonraki bir tarihte kullanarak bir canlıyı etkileyebileceğini ispat etmiş.

Aletlerine belirli bir düşünce (niyet) yüklemiş ve neticeyi elde etmiş.

Sistemi kullanarak PH solüsyonunun değişmesini sağlayıp sinek larvalarının gelişimini %15 hızlandırmış.

Niyet etmek her şeydir , bir anlayabilseydik , hoş anlasak da yapabilmek için sanırım çoook çalışmak gerek.

İnsan beyninin normalde alpha dışındaki frekansları üretip   algıladığını yazıyor uzmanlar ama bir yandan da Meditasyonun ,  insan  beyninde yoğun alpha frekansları  ürettiği zaman olduğunu da..

İnsan ne zaman alpha üretir ? Kendini mutlu ve huzurlu hissettiğinde  , yani bu mutluluk ve huzuru yakaladığımızda düşüncelerimizin niyetlerimizin dualarımızın kabul olduğu zamanlardır.

Meditasyon yaparak isteğimizi  daha çabuk oluşturmak mümkün . Yani, isteğinizi, dingin bir durumda, beyinde Alpha frekansı oluştuğunda düşünmeniz hatta hayal etmeniz, daha etkili olmasını sağlıyor ..

Alpha, gözümüzü kapattığımızda hemen oluşmaya başlar ve yaklaşık 5 dakika sürer.

Aslında sadece meditasyon değil , dua ile ,  namaz ile de alpha frekansı oluşuyor diye düşünüyorum  , namazdan sonra edilen dua etkili olur derler , bunun sebebi de  açığa çıkan Alpha frekansı olabilir kanımca , ama tabii hakkıyla yapabilirsek..

Sevgiler..

Diyalog…

Karadeniz 2010 Eylul 112 (2012 Trabzon)

İnsanın kendi kendisiyle kaldığı , özünü ,  ruhunu dinlediği nadir zamanlardan biri geceleri yastığa başını koyduğu zaman olsa gerek..Gün içinde bir sürü koşuşturma , değişik konular , insanlar , ilişkiler , diyaloglar  sürüp gidedursun , yatağa yattığı an bir an için kendi kendine kalır , o zaman da bir diyalog başlar , insanın kalbi ile beyni birbiriyle konuşmaya başlar arada sağduyu katılır bu konuşmaya eğer duyabilirse ..

İşte o zaman insan kendi gerçeği ile yüzyüze kalır , gün içinde unuttuğu , görmezden geldiği , artık umursamadığını düşündüğü , gözardı ettiği , bastırdığı , yok varsaydığı konular birer birer sıraya girer konuşmak için , itişip kakışırlar kuyrukta beklerken , güçlü olanlar ön sıralarda yerini alır hemen..
Günlerce bekleyen olur veya sırasını başkasına veren , kendini su yüzüne çıkartmak istemeyen , derinlerde bekleyen…
Sonra bir bakarsın ki , uyumuş kalmışsın , bazı konularla ilgilenmeye  rüyanda devam edersin , bazılarını çözmüşsündür , bazıları ise bir dahaki seferi bekler
Ve sabah olur , gün ışır , uyanırsın ,  hayat uyanır , kalbinle beynin ‘Günaydın’ der birbirlerine ve günün kalanıyla haşır neşir olmaya başlarlar..

 

Sonsuz…

sahil 3

Yaşam akıp gidiyor , tutamıyoruz , aslında yaşam hakkında bir yargıya varmamız doğru değil , yaşam sonsuz , tıpkı bizim sonsuz olduğumuz gibi. Kendimizi yinelemekten başka bir şey yapmıyoruz , öğretilmiş kurallar ve bilgi (!) ışığında hareket ediyoruz , ”biz kimiz ” , ”hayatımızın anlamı ne” diye düşünmeden yaşayıp ölen bir çok insan var , hoş düşünüp de cevabı bulan var mı kimbilir .. Belki de Einstein ın dediği gibi ”Deliliğin tanımlarından biri  , tekrar tekrar aynı şeyleri yapmak ama farklı bir sonuç beklemektir” ..

Önümüzde bambaşka seçenekler , gerçeklikler , açılımlar varken biz hep aynı şeyleri yapıyoruz , aynı gerçekliği oluşturuyoruz durmadan.. Daha çok çalışıyoruz , daha çok kazanıyoruz , sanıyoruz ki bir yerlerde varolan bir boşluk böylece dolacak , ama hayır dolmuyor , boşluğu doldurmanın çaresi daha çok para kazanmak değil  veya daha pahalı yaşamak , daha iyi giyinmek , daha iyi yemek vb.. Varolmak için mücadele edip duruyoruz  , cesaretle (!) , herşeyi öğrenip bildiğimizi sanıyoruz , oysa bilimin güzelliği bugün doğru bilinenlerin , yarın yanlış olabileceğinin kanıtlanması varsayımına dayanıyor .. Herşey yanlış olabilir , matematik de de böyle değil mi ?  İşlemler içinde bulunulan uzaya göre değişebilir , sonuç değişir.

Aklıma çok eskilerden bir hikaye geldi ; ,

Üniversitelerden birinde bir profesör , Zen hakkında bilgi almak ve öğrenmek üzere bir Zen ustasını ziyarete gider , ama ustaya gittiğinde sürekli kendinden söz eder , kendi fikirlerini anlatır devamlı  , kolay değil o da bilgili bir profesördür sonuçta..Usta sessizce dinler profesörü sonra ona bir çay ikram eder , fincanı çayla doldurmaya başlar , fincan dolar , taşar , tabak dolar taşar ve çay yere dökülmeye başlar , usta devam eder , o zaman profesör dayanamaz ve ustaya ”fincan doldu görmüyor musun , daha fazla alamaz ” diye bağırır.
Usta ”doğru ”der ve devam eder ”siz de bu fincan gibi kendi fikir ve görüşlerinizle dolusunuz , kabınızı boşaltmadan size nasıl Zen öğretebilirim ? ”  diye yanıtlar
Evet , hepimiz kendi kabımızı kendi bilgilerimizle öylesine doldurmuşuz ki , yerimiz yok. Oysa kabımızı zaman zaman da olsa biraz boşaltmak ve daha büyük bilgilere yer açmak , açık olmak , kabul etmek gerekir  , aksi taktirde bilgiyle / bilmeyle dolu bir dünyada yaşamanın heyecan duyulacak bir yanı kalmıyor , oysa her sabah kendimizi şartlamadan , her türlü şartlanmışlık ve bilgiden uzak yepyeni deneyimlere açık tutarak güne başlamamız ne hoş ve heyecanlı..
Ben sabahları kendi kendime şöyle diyorum ” ne güzel bir gün , bugün kimbilir ne güzel şeyler olacak ve ne yeni deneyimlerde bulunacağım ” , burada geçen güzel kelimesi yanıltabilir , başımıza gelen ne olursa olsun deneyimleyecek bir durumdur ve güzeldir diye algılıyorum.
Birbirimizden öğrenecek çok şeyimiz var ama birbirimizi dinlemiyoruz bile , üstelik sevgimizi de göster(e)miyoruz , ne garip..Yaşama anlam katmaya çalışan bizleriz , tecrübelerimizle , varoluşumuzla , hayatın anlamını arayıp duruyor bunca insan , aklımız bizi buna itiyor , herşeyin bir anlamı olmalı dan yola çıkılıyor..
Ama galiba esas anlam ; hayatta olmak  ve yaşamak ve bu deneyim hayatın anlamının ta kendisi..
Aslında herşey tek , biz de tekliği arıyoruz , birbirimizi tek bir ruhmuşcasına kabul etmek , herşeyini paylaşabilmek  , kolay değil ..Ruhsal kimliğin paylaşılabileceği  doğru insanı bulmak , işte insanı eternal yalnızlığından kurtaracak olan da bu …  Ölümsüz olabilmenin sırrı  bu.

 

Aldous Huxley

6 , 13 Mayıs 2007 387 (Heybeliada A.G.)

 

Dünyada düzeltebileceğiniz , daha iyi yapmayı başarabileceğiniz ilk ve son önemli kimse kendinizsiniz  der Aldous Huxley

1894 de doğmuş ve 1963 de ölmüştür , aynı havayı soluyamamışız , ben doğmadan o gitmiş.
Roman , deneme , şiir ve kısa yazıları vardır , parapsikoloji ve mistik felsefeyle ilgilenmiş değişik yapıda bir insandır.
Aslında okudukça anlaşılır ki ,   üzerine düşünce belirtmediği , fikir üretmediği konu kalmamıştır da diyebiliriz
Bazı kaynaklar Huxley ‘in  ”The doors ”  un isim babası olduğundan söz etse de , aslında The doors un isim babası William Blake ve kendisinin aşağıdaki cümlesidir bilindiği üzere..

”If the doors of perception were cleansed everything would appear to man as it is , infinite”..

İşte bu sözlerden Jim Morrison ‘un etkilendiğini ve ismi koyduğunu okumuştum vaktiyle
Huxley ‘in çok çeşitli kitapları ve yazıları var  , bunlardan birkaçı;

Algı kapıları , Ada , Maymun ve öz , Cesur yeni dünya   dır.

Her ne kadar ütopyaya karşı olan yazıları varsa da ‘Ada’ eserinde biraz ütopyacı olarak karşımıza çıkar , aslında uçlarda dolaşmıştır zaman zaman , hatta öyle ki mescalin maddesini kendi üzerinde kullanmış ve sonra deneyimlerini paylaşmıştır , bazı fikirlerinin uçuk olduğundan yola çıktığımızda insanın aklına  , ‘bir takım maddeleri kullanıp kullanıp yazdı galiba” gibi bir fikir de gelebilmektedir
Aslında bildiğimiz ve kullanılan bir çok cümle , kendisine aittir , bunlara örnek :

Başlamak için en uygun zamanı beklersen , hiç başlayamayabilirsin , şimdi başla”

‘Günün sonunda kendini bir sokak köpeği gibi yorgun hissediyorsan , belki bütün gün hırladığın içindir”

Benim en çok sevdiğim sözlerinden iki tanesini de paylaşayım
”Belki de bu dünya başka bir dünyanın cehennemidir”.
”Tecrübe , insanın başına gelen şey değildir ,  o insanın , o başına gelen şeyle ne yaptığıdır”

Ölmeden önce , en son bir Zen budisti gibi yaşadığını belirterek , ‘New brave world’ (Yeni cesur dünya)  eserinden bir cümleyle , ukalalık etmekten kaçarak son noktayı koyalım.

”Modern yaşamda , insan , kendi kaderini kabullenmeye şartlandırılır , böylelikle , patronlar ve politikacılar kimsenin hiç bir şeyi sorgulamadığı bir dünyada , özgürce hareket ederler .”

Not :  Bu yazı  06-06 günü saat 06:06 da yayına otomatik olarak girecek şekilde ayarlanmıştır. ( 6 sayısı üç değil , dört adet olduğundan endişeye mahal yoktur